ARAYIŞ

I

ince bi suyun ötesinde tel tel toprak

göçebe rumlar gibi sökülüyor hırkamdan

kir ve lir

birbirimize benziyoruz anımsadıkça uğultulu rüzgarlıkları

babalar oğullarıyla

oğullar babalarıyla ölüyorlar omzumun sızlaması bundandır işte sayfalarca buruşması yüzümün

ah! siz nerdeydiniz unuttum, neydi yeşilliğiniz

Ali Aydemir

KABUK

I

istiridye içine saklanıyor acım

kızıl bir örtüyle sardığım uykumdan

o zamana ait olmayan rüya düşüyor suya belki hiç ötesine kaçamadım

belki o hep içimde

nasılsa kovamadım seni

bir elim sırtında herhangi bir suya değiyor bir elim gözünde kanıyor ben

sende biraz kokuyorum

sarıldığım uzaklığınla git şimdi

olması mümkün değil ben

sadırlı bir kuzeyliyim senin güneyine durmadan işiyorum sen durmadan azarlıyorsun

bu bedeni yakalım artık

II

suçun nezaketini keşfettim

şimdi uzayan yollarda saç ağartabilirim ve yeniden doyasıya

rezilleştiririm bir aşkı

pabuç ayağımda intihar eder kolayı seçer akasya kış için kendini güzelleştirecek saksı öylece durur kenarında yaşamın

ve ben yağmura çıkarırım kendimi

dumbada dumba dumbada dumba

kimse çıplak doğmadı ayın altında laylada layla…!

dumbada dumba dumbada rumba!

Ali Aydemir

BOŞ İSKEMLELER İÇİN YALNIZ HAYAT KAÇINILMAZDIR

tanıdığım hiçbir ağacın gölgesine gerinmedim

boş iskemleler için yalnız hayat kaçınılmazdır, ağzı

bozuk bir ruh gibi doldurur onlar odalarımızı, bu dünyada

yalnız onların kederidir kedere benzeyen, değerli mücevherlerimiz alnımızdaki cüzam mikrobudur, biraz da benim kendi gerçeğimdir benim sıkça atlaslardan kovulmam meşhurdur, onlarında,

ben sıkça inkar edilirim, onlarda, nasıl seversem öyle severler asırların hafızası, en mahrem çelişkilerin sırdaşıdır boş iskemleler

aynada beliren yüz hatları ne kadar kabaysa, ne kadar sevimsiz çürümüş bir tutkuyla bağlıdır birbirine o ayaklar

birbirine öykünür birbirini inkar ederler durmadan,

kahırlı odaların körkandilidir benim içimde onlar

kaskatı kalpleri yoksa da ben utanarak izlerim sükunetlerini, yeryüzünün vicdanıdır boş iskemleler, tüm zamanların hüznü: kızgın baltayla doğanın yine bir baltadır kaderi

GECE, YILDIZLAR VE LİMAN VE KEMAN

çözün ruhları kıyıya geldik bitirdik işte bu ömrü

eski bir kilerde bile anılmayan anılarla

geçmişi olmayan bir sandalla geldik yol yol diye diye

eski ve sevimli birkaç şeyle işte unutulmuş birkaç şeyle birkaç arkadaş, birkaç aşkla birlikte eski bir neon lambasıyla eski bir kederle geldik içimizde unutulan sevince aldanırsak

dünya eski bir defterde tazelerken kendini

çözün ruhları kıyıya geldik, göz ve kalp yaşımızdan

Ali Aydemir

HAVA ÇALDI

HAVA ÇALDI

hepimiz boş tabağın başındayız eray bingöl

incirin dibine düşürdüm adımı

şeytan sadırı bir yolda eskittiğim

ben bilirim aslında

havanın çaldığı rengin eflatun olmadığını şüphesiz şüpheliyim, üzgün ve tedirgin

sonrası var bak bu aşkın

yeşil otlar, ısırgan, yabani şalgam kökleri

nasıl cesaret ettimse serildim ağacın altına

gök bundan daha maviydi, saçlarım daha karaydı rahattım, huzurluydum, aşırılık gerekliydi

birden üzerime damladı acı, baldan yoğun havadan ağır düştü öylece yıkıldı sandım evimin ahşap mendireği ninem dedemden alacaklıdır bu yüzden bu yüzden devam etmiştir bu şarkı

oğullar tanrının baş belasıdır

iki durup öcünü alır çalarak havayla hayatlarını biliyorum, temmuzda yangına karışan yaprakta biliyor bana dokunma yeryüzü

ılıyacaksan ılı tenimin ucunda

sorduğum her ölü yanıltıyor

hava nasıl çalar adamı

beni bir gün incir çaldı sabaha kadar öğürdüm boyuna tükürdüm zehiri dilimin merakını bildim sonunda

günü kararttım

gaz tutsun lambamın yasını

Ali Aydemir