(UYKUDA…)

tutmayı öğren uykunu, düşünle

perde aralığından gündüze benzet geceyi kelebek bedelini öderken ömrün

küskün erkekleri düşün

dilsiz kadınların kötülüğünü

tersinden başlayalım aşka

tyana’ da çamura sokalım ezberimizi

kimliksiz dokundum uykuna duymadın ıslığımı, kimdim

terin mi senin

yağmurların mı yoksa

küskün denizlerden yabancısısın gözlerinin

elimi uzatsam tanırsın kendini

duyacaksın biraz dönersen sola kırılgan ikindiler taşıyor rüzgar hiçlik girmiş içine

-kin duyduğumuz hani- bükülmüyor, en tatlı yerinde suyun içine karışıyor soğukluğu

ben mi sandın

susuyorum

sonbaharda eskittiğin ağaçları unutmalısın senden habersiz çiçeklendi vazondakiler konuşmalısın

senden biri gibi oturdum yanına

rüyan mı yüzün mü yoksa

dudağımda taşıyamadıklarım

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

NEDEN GECE YARILARINI SEVERİM

02:18

kestin artık ağlamayı, beni

bıraktın bana, gözlerinden ayırmam gözlerimi zor olacak

sırtından almam elimi taşıyamadığım kendimi yükledim bağışla beni ‘ baba ‘

bu saatte neden çıkardım seni

neden gece yarılarını severim

02:18

kestin artık ağlamayı, beni

bıraktın bana, gözlerinden ayırmam gözlerimi zor olacak

sırtından almam elimi taşıyamadığım kendimi yükledim bağışla beni ‘ baba ‘

bu saatte neden çıkardım seni

03:18

ölüler anımsar mı öldükleri yeri, bilmiyorum

uğramışken sorayım bunu sana ya da dönerler mi öldükleri yere

04:21

ellerini ellerimin içinde ete bürüsem yüzünü yüzümle yeniden yaratsam çıkarıp gözlerimi sana versem

sonra tenin için tenimi soyunsam tastamam sen olsan, ilk ne derdin bana:

“değişelim tekrar, al bana verdiklerini”

14:14

1986 nisan -dut dibi-

‘yalnız kalsın papatyalar’ 24

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

ADAKLI GECE

melih cevdet anday’ a

I

bu gece her şey olabilir, bu kızıl gök

böyle buhran fesat durdukça masamda

bir ıstakoz avcısı için fena sözler bunlar

alaysı bir gece için fazla abartılı yakınmam

neden sonra olacak ne olacaksa ama şimdi

gecenin sonunda burada duyuldu işte öncesinden

denizden dönmüştüm ışıklarını açık bırakmıştım teknemin limanlara bundan söz ediyordum, fırtınaları aydınlatmaktan

II

bir köklü ıhlamura rastlamıştım salınmış

bekliyordu sabahçı kahvesinde bir çay içimi

gelecekti temmuz gölgesini özlemişti

ne yalan söyleyeyim oturdum eşlik ettim biraz

eski meydanlardan konuştuk uzunca eski ahbaplardan eski yarenlerden yani eskimiş ne varsa ondan, unutulmuş bir köklü ağaçla ne konuşulur hem

ne duyurur sana insan olmuşluğundan başka

III

yerini değiştirdiğim saksıda tutunmamış kauçuk

kitaplar ciltlerinden soyunmuş sıvalar dökülmüş

girdim ya eve her şey perme perişan ağır bir koku

bu nem bu yağmur sızdıran ahşap çerçeveler

sahipsiz evlerin camlarını kıran feşel çocuklar

yok, artık değiştirmeliyim bu evi bu mahalleyi

kendime yeni bir yüzyıl bulmalıyım orda sakin bir mahalle şöyle bahçeli bir ev , “ölümsüzlük ardında gılgamış”

IV

soğuk bir gece değil rutin serserilikler yaşanmakta

şarap şişeleri kırılmakta öte yandan bildik alışkanlık bunlar savaşa karşılık daha fazla alkol daha fazla bağımlılık

“suç ibresi melekten” yana, kaçış yok hava her şeye gebe bir yerde güzel bir söz duysam oraya kulağım

bir yerde türkü duysam oraya kalbim yetişirdi

nicedir kırlangıçlarda uğramaz oldu ya martılar

kargaları neredeyse unuttum onlar yaşar mıydı burada

V

erkenden söyledim söyleyeceği sözünü gecenin yasak meyvesini çaldım onun varsın fazla kızsın kül her bir yanda çünkü acı her bir yanda varsın kovsun beni kendi gecesinden

ben yeni bir sabah buldum kendime, hem bu gece

her şey olabilir işte, ormanlar tutuşabilir, evler yağmalanabilir belki de bir sıkıntı ya içimde bana bu havadan bulaşan tamda bu sıra serin bir yağmur ağabilir bu gökten

22

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

UÇURUMDAKİ NEHİR

sana geldim

parmak uçlarında yittiğim orman sana geldim

yurt edin beni bu akşam

osuruğa sapan taşı

yalnızlığa mektup yetişmiyor mat oluyor suda balık

vurgun yiyor belki

pul pul dökülüyorum dizlerine

sana geldim selleis kulağımdan ak ege‘ ye

yırtık pırtık düşler getirdim bir kadeh şarap

sırtımdaki üzüm bağlarına rumeli türküleri diyelim

sana geldim

ittim elimle uzakları

uzaklarım sen ol şimdi tatmadığım hüzünlerim

annem gibi sevme beni

bütün işçileri ayaklansın kalbimin

sana geldim

aşksız bi halt değil dünya

Ali Aydemir

UZAKLAR

seçkin’e

kıyıya dokunur ellerim seven yüzünü öptüğümde içini gör

nedensiz gülüşler boğuluyor gecede

sesini özlerken

varoluşun rüzgarı

tanıttı bana kendini nedensiz eksiliyor yağmur gidenlerin omzundan

unutmalı mıyım seni

Ali Aydemir

ARAYIŞ

I

ince bi suyun ötesinde tel tel toprak

göçebe rumlar gibi sökülüyor hırkamdan

kir ve lir

birbirimize benziyoruz anımsadıkça uğultulu rüzgarlıkları

babalar oğullarıyla

oğullar babalarıyla ölüyorlar omzumun sızlaması bundandır işte sayfalarca buruşması yüzümün

ah! siz nerdeydiniz unuttum, neydi yeşilliğiniz

Ali Aydemir

KABUK

I

istiridye içine saklanıyor acım

kızıl bir örtüyle sardığım uykumdan

o zamana ait olmayan rüya düşüyor suya belki hiç ötesine kaçamadım

belki o hep içimde

nasılsa kovamadım seni

bir elim sırtında herhangi bir suya değiyor bir elim gözünde kanıyor ben

sende biraz kokuyorum

sarıldığım uzaklığınla git şimdi

olması mümkün değil ben

sadırlı bir kuzeyliyim senin güneyine durmadan işiyorum sen durmadan azarlıyorsun

bu bedeni yakalım artık

II

suçun nezaketini keşfettim

şimdi uzayan yollarda saç ağartabilirim ve yeniden doyasıya

rezilleştiririm bir aşkı

pabuç ayağımda intihar eder kolayı seçer akasya kış için kendini güzelleştirecek saksı öylece durur kenarında yaşamın

ve ben yağmura çıkarırım kendimi

dumbada dumba dumbada dumba

kimse çıplak doğmadı ayın altında laylada layla…!

dumbada dumba dumbada rumba!

Ali Aydemir

BOŞ İSKEMLELER İÇİN YALNIZ HAYAT KAÇINILMAZDIR

tanıdığım hiçbir ağacın gölgesine gerinmedim

boş iskemleler için yalnız hayat kaçınılmazdır, ağzı

bozuk bir ruh gibi doldurur onlar odalarımızı, bu dünyada

yalnız onların kederidir kedere benzeyen, değerli mücevherlerimiz alnımızdaki cüzam mikrobudur, biraz da benim kendi gerçeğimdir benim sıkça atlaslardan kovulmam meşhurdur, onlarında,

ben sıkça inkar edilirim, onlarda, nasıl seversem öyle severler asırların hafızası, en mahrem çelişkilerin sırdaşıdır boş iskemleler

aynada beliren yüz hatları ne kadar kabaysa, ne kadar sevimsiz çürümüş bir tutkuyla bağlıdır birbirine o ayaklar

birbirine öykünür birbirini inkar ederler durmadan,

kahırlı odaların körkandilidir benim içimde onlar

kaskatı kalpleri yoksa da ben utanarak izlerim sükunetlerini, yeryüzünün vicdanıdır boş iskemleler, tüm zamanların hüznü: kızgın baltayla doğanın yine bir baltadır kaderi

GECE, YILDIZLAR VE LİMAN VE KEMAN

çözün ruhları kıyıya geldik bitirdik işte bu ömrü

eski bir kilerde bile anılmayan anılarla

geçmişi olmayan bir sandalla geldik yol yol diye diye

eski ve sevimli birkaç şeyle işte unutulmuş birkaç şeyle birkaç arkadaş, birkaç aşkla birlikte eski bir neon lambasıyla eski bir kederle geldik içimizde unutulan sevince aldanırsak

dünya eski bir defterde tazelerken kendini

çözün ruhları kıyıya geldik, göz ve kalp yaşımızdan

Ali Aydemir

HAVA ÇALDI

HAVA ÇALDI

hepimiz boş tabağın başındayız eray bingöl

incirin dibine düşürdüm adımı

şeytan sadırı bir yolda eskittiğim

ben bilirim aslında

havanın çaldığı rengin eflatun olmadığını şüphesiz şüpheliyim, üzgün ve tedirgin

sonrası var bak bu aşkın

yeşil otlar, ısırgan, yabani şalgam kökleri

nasıl cesaret ettimse serildim ağacın altına

gök bundan daha maviydi, saçlarım daha karaydı rahattım, huzurluydum, aşırılık gerekliydi

birden üzerime damladı acı, baldan yoğun havadan ağır düştü öylece yıkıldı sandım evimin ahşap mendireği ninem dedemden alacaklıdır bu yüzden bu yüzden devam etmiştir bu şarkı

oğullar tanrının baş belasıdır

iki durup öcünü alır çalarak havayla hayatlarını biliyorum, temmuzda yangına karışan yaprakta biliyor bana dokunma yeryüzü

ılıyacaksan ılı tenimin ucunda

sorduğum her ölü yanıltıyor

hava nasıl çalar adamı

beni bir gün incir çaldı sabaha kadar öğürdüm boyuna tükürdüm zehiri dilimin merakını bildim sonunda

günü kararttım

gaz tutsun lambamın yasını

Ali Aydemir