TUFANDAN SONRA

Fareler kovalandı bütün gece, çığlıkla uyandı şehir.

adalet Kötü niyetin temeliydi-Niyet Devletin.

köşelerde fareler enselendi bir dilim peynire

-suçlular cinayet mahalline döner-di.

kitap açıldı, kara’ar: fareler sürgün edildiler

ve eşref-i mahlukatın peşine düştüler;

fareler sürüldü, tıkırtılar kesildi, fareler göçtüler

yüz gün yüz gece yürüdüler mağaralardan, susmak için yurt seçtiler su kenarlarını

yazıdan önce, dil daha sesken bir çağa geçtiler.

ve bu kara günlerine şairler Tufan dediler.

Ve bir akşamleyin, ansızın şehre geri döndüler- öfkeleriyle- bilenmiş dişleriyle- kuyruklarıyla, geldiler

iyi işlenmiş cesaretleriyle

örgütlenmiş bilinçleriyle

yatışan vicdanlarıyla, döndüler- halka karıştılar- metroya, vapura bindiler, taksiye, uçağa, uzay simülatörüne- trafiğe takıldılar, ceza ödediler- yanlış adreslerde kayboldular.- Taksim’e çıktılar (eyleme dahil oldular, coplarla dövüldüler, biber gazı yuttular, bilendiler, kahrettiler.)- sinemada uyudular, kimi seanslarda öpüştüler, karartıldılar- isyan ettiler- toplandılar, konuştular, tartıştılar, bağrıştılar, dövüştüler- halka dönüştüler- halkı böldüler

Devrimdir dedi, Şairler. Fareler ilk kez yazıya geçtiler.

Ve bir geceleyin kovalandı insanlar, bir sır gibi yakıldı kitaplar,

adalet Mülk’ündü, Mülk edindiler.

köşe başlarında şairleri vurdular boş bir kâğıda

-suçlular cinayet mahallindeydi, derdest edildiler

ve hırkalarının ceplerinden başlarını göğe kaldıran farelerin hizmetine girdiler

şairler lanet ettiler, kapkara bir hayvana dönüştüler.

Ve bir sabahleyin kendi şehirlerini talan ettiler

ve Galata’da

bir delikte

anayasalarını kemirdiler.

“ ve Ece, toprak çömlekte ateşini yakan Büyücü Kadın, kendisinin bildiği ve bizim bilmediğimiz şeyi asla anlatmak istemeyecek bize”*

Ali Aydemir

*Artaud Rimbaud, Çev: Özdemir İnce

ÖLÜ KAYALAR MEZARLIĞI

ölü kayalar mezarlığında doğdum büyük bir

metropol kenti sayılırdı o zaman bile, rüzgar

nereden ve nasıl gireceğini bilerek kente hızla

aşındırırdı insan kalmaya meyilli duygularımı

bir sıkımlık canım kadar insanlığım kaldıysa

bu korkunç manzaranın bu korkunç boranın kabahatinden değil hiçbir fırtınayı yüreklendirecek gücümün olmamasından

ve bende tüm bu mezar sakinleri gibi hoşnudum bataklığımdan

sokaklar büyük küçük camiler ve katedrallerle dolu, demek sığınacağımız kutsal yerlerimiz var, demek tanrı bizi kurtaracak, demek hala onun kutsadığı insanlarız, demek her şeye rağmen seviliyoruz, bu güllük gülistanlık dünya da biz hala

iyi birer insanız, damarımda taşıdığım kan hala ilk günkü gibi saf bir kan demek bu cehennem bir cennet

tanrım var olan her şey adına seni unuttuğum için üzgünüm artık bu badem ağaçlarının altından coşkuyla akan ırmağa

aldanırım, yarın çok geç, şimdi, tıpkı bende diğerleri gibi beynimdeki tüm komplo teorilerini kendim için kullanabilirim iyi olmak var sonunda, ne cambazlık ne aymazlık yok, bir daha bu ölü kayalar mezarlığında dirilmek yok her sabah

her sabah sitem edip dünyaya onu kurtarmak derdi yok

ne mutlu bana kendi terazimde fecir oldum şimdi

şimdi ben tüm dertlerimden böylece kurtuldum

biliyorum damarımdaki kan çekiliyor bir kıyıya yavaştan

yeni taptaze bir kan nakli işte yeni bir bedene

bu kanın bu bedenin alışkanlığı bir gövdenin etrafındaki yalan sıyrılırım tüm bu yaşamışlığımdan açık saçık serilirim,

şehrin büyüttüğü ışıkla beslendim duvarlarda itiraz hakkını

kullanan nemle sonra boyuna geceleyin çıkan kadınlarla sanki onlar hep o

zaman yaşıyorlar, dilenciler, tinerciler, taksi şoförleri onlarla büyüdüm, büyüdüm işte daha nasıl söyleyeyim:

kendim için uydurduğum bu koca mezarlığın gurbeti oldum

hiçbir şeye inanmadım, ben olmazdan önce, bu kitap

yazılmazdan ve yalan keşfedilmezden önce, kendim yazıldım

bir başka türlüsü mümkün değil, bir başka söylenişi bu kelimelerin nerede yaşadımsa kaç yıl, nerede tutuldumsa hepsi budur işte tanrılar uydurdum, akarsularla yardım aklımın vadilerini

dağlarda uluyan her türlü bitkiye ve hayvana sorabilirsiniz beni nöbetçi tüm coğrafyalarda bilerek konuştum bu yalanı

yalansız bırakmadım sizi de işte, kendi izimi, kendi yaramı

anlattım

hiçbir kavimde rastlanılmayacak bu söylediklerime, kuşku

duyulur duyulmaz çünkü, yeni bir şiirin peşinden gidecek çocuklar yeni yeni yeni yeni yeni yeni yeni yeni bir yaşamın peşinden

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

ADI İLHAN BERK OLAN BİR İKİNDİNİN GÖVDE GÖSTERİSİ

• ağacının gölgesinde gizlidir kötülük

• dalında yeşeren meyve değildir

• kabaran göğsü yanılgıdır aşk için

• siz ağacı hiç çıplak seviştirmediniz

• rüya elinin iskeletinde gerinir onun

• uzun uzak görülmüştür

• kısa yakın unutmuştur tarifini

• bir yer olmalıydı hiç büyümediği

• belki kendi iblisinin bilmediği bir söz

• yontu ustası bekaretini kanattığı gece

• söz cini ilhan berk’ti

• o ne ağaçlara esin verdi

• ona ne dağlar gölgelik

• kendi kötülüğüyle yaşadı

• şimdi şiirin kötülüğünü kolluyor

• kim ölümsüzdür biliyor o!

• kimin ne zaman akşamüstü olduğunu

• inanırım, söylediği söz devam ediyor, tersine vadiler boyunca

• bakması ondan belki görülmeyen yerlere

• göbek deliğinden dünya geçiyor onun, galaksiler

• koltuk altlarında bodrum: “bir şiir, bir ağaç, bir su, bir

akşamüstü oluyor” şimdilerde

• birkaç fırçası vardır, nesnelerde suç işler, aylak bir tual örneğin

• avlusundaki şiir nehri keşfedilmemiş okyanus aramakta

• kaç şiir böyle dönmemiştir daha

• dönenler dipteki kuyularda gebe kalır yeni sözcüklere

• bu da bir dildir, bir başına maraza

• şimdi yeni bir ses için, sessizlik

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

BABA KAPISI

yüzümdeki yara ruhumdaki hırs ve çenemdeki sivilce

işte sana kalbimin kâbesi, yörüngesine sığmayan su zerreciği ben ülkemi tavaflarla dönmedim, baykuşları eylemedim sevincim belki de tek erincim sana seslenmek oldu benim

şimdi yalnız bu rötuş için bile şüpheli bir soytarıyım

tarih kanamalarıma uydurduğum yalanları

acılarımla çoğaltmasın tarih edinmesin üzerimdeki yazgıyı

sizler döndünüz de çatlaklarından toprağın geri bir ben mi kaldım öyleyse yandım öyleyse kurtuldum ben de ali diyarından

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

KIRLANGIÇ DÖNÜMÜ

istersen unutalım şimdi, bu parkın patikası nereye çıkar nereye çıkar ömrümüzün tamamlanamayan yolları, unutalım ağabey, senin davan tükenmez kalemle bile yazılmaz!

abla, senin ellerin sımsıcak, hangi ülkeden geliyorsun? istersen unutalım şimdi, istersen bütün ömrümüzü

o bir köşede duran yazılar var ya, ilk emeklemen, ilk sevincin onları da, yağmurla ıssızlaşan sokakları, onları da

boğazında düğümlenen sözlerin tanıkları var ya

onları da unutalım, utanarak, arsızlaşarak

kalbimizdeki, her türlü imaya nazar, aşkları anımsayarak

unutalım şimdi yüzümüzdeki kırışıkları

saçlarımızdaki akları, bir şeyleri ulayan cenazeleri

“hiç parketmez yasim on dokiz, faşa da mapyaydı, krapatinden tuttuğum gibi koydim iskele basinde kapayi”

diyen serserileri, unutalım şimdi

unutmak iyidir utanamamaktan, unutma utanmaktan

senin kanatlarına çarpan uzay mekiği, benim ahşamı kanatan bu yüzyıl, artık bir atlastan bir atlasa uçamazsın göz kararı ben bu göğün altında yitirdim iyi huylu düşleri, ruhumu kursağımı bölüştüm seninle, alın yazımı,

istersen unutalım ardımızda kalsın kuş ve insan ölümleri

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

GÖRDÜĞÜM DÖNGEL GÖYNEMİYOR

‘kaplumbağalar da uçar’ bahman ghobadi

göynük can suyum dimağımmış

kırılan gelinciğin ipince boynu kalbim, yeni bildim kalmam tarihi aldatır artık zamanında gideceğim aynalardan aynama gerdiğim iplerde şu mahzun cambaz niye eksiltti ruhumu, günün ve hüznün

kışın ve çamurun bir kişi daha çoğalttığı katavasya

değil bu, fahişelerin ve alkolün cömertliği hiç değil

ne bir şenlik ne ilahi bir tören

konuşmasam ya bekriye çıkardı adım ya bir zahiriye

belki ümitsizliği aradım en yalın rengi

yaşadığım sokaktan henüz geçmemiş en nazik kuzgunu

ve henüz bilmediğim bir kıyıya intihar eden en hınzır ahtapotu dünyanın en garip çocuklarını aradım okunmayan kitaplarda çünkü tarih uçurumlara devrimi haykıran kadınlar büyüttü körlere birde kuşlara inandım

su boyunca duyulmadık sesler duydum

ölü ağaçlar, sağır ebabiller, dilsiz kurbağalar

vardım mı şimdi bilemem rüyamın ardındaki mezarlığa ama böyle kara savsaklanamaz böyle soğuk

herkes bir başkasının mahallesinde erginleşirken yirmidördümde kendi ulusuma kurdum fecrisadık-ı aylaklık bütünü tamamlansın burada, meczup kadınlar dilenen erkekler, şiirine sırıtan şairler

sırtlan çığlıkları çoğaltsın üvez iştahlarını

kukla seyrinden sonra açıldı perde: b a b i l d ü ş ü y o r düşsün bırak, masal kolcuları s a y ı k l a r yalanlarımızı böyle üç beş herifin uydurduğu günahlardan

arındık yine arınırız

yatağını ve dinini beğenmeyen su için değil ya bu kutlama öfkeye birde kolsuz bacaksız çocuklara inandım

ben suların sarılacağı şeyim

ya siz,

k a p a t ı n d e n i z f e n e rl e ri n i

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

BİR DAĞIN UZAKLARI

I

bir dağ nedir bir oğul mu yoksa

iki cinayet arası tanrısını buldum dağın

it ürümez patikaları kıvrımlı

rivayet muska akacı zamanı suyla yordu suyu aşkla kargılanan zar

uzak nerden bilinmez ocak’ ı ağdı

dilim kök vermeseydi çingotuna

habersiz yeni bir günde demezdim

sırra kadem basan o çocuklar biraz dağlar

biraz kavgaya dönmesem kara hayalet dünden bugüne hasetlik etmese şiire demezdim iz sürücülerimin vaşak olduklarını oğlu arayan doğuyum, efsunlu sefir, ölüyüm hem kim diri kim hüzünlere bel

çatı katları intiharsız ne kadar çatı anladığım yok uzun zaman oldu

din kitaplarında ağrıyan dağı ben dolaştım o çocukları hep sevdim

kim dünyaya gelmek için doğar ki

kapının kirli kolu 70

yukarı

aşağı

II

külün burktuğu sırrı çürürken gördüm

bir dağın uzaklarına hangi mevsim sığınırsa cesetler o zaman gördüm tanrıyla oğlu

ölü sulara dayadım alnımı

berrak bir suyu ılıttı öfkem

bir soru vardı gözümde elimde bir bıçak

ben miydim bu dağların kengeli

ya nasıl bir şeydir

bir dağa fecrikazip görünmek

tuz yanıyor derimden bir oğul atıyor, büyüyorum geçilen dar yollar evlerin ihtiyari gölgelerinden habersiz, şimdi hangi gök fısıldar

bir sonraki ölüler kentini

hangi ağaç yalınayak bulur gölgemi, bulsun muydu bendim o dağların soyuna karışan yabani

ateşe süt sağan benekli ot

kim ne derse desin

suyun itirafını duydum suyu taşladım kızlarında oğul olmuşluğu vardır

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

(İT) HURŞİT, BİZ VE GECE

ölenler keldi birçoğu kırkına yakın biz eve dönerken işlenmiş bu suç uzun bir duvara sobelerken yağmuru papirüs sandık, ıslandık, ton attık

kaya fareleri o aralık vurmuş yengeçleri

esrarengiz cinnet kayıtlarına böyle geçmiş sürüklendiği kıyıların

oradaydık biz tüm tinercileri meşhur ettik oradaydık şeytanşalapları, tutku şişeleri, bira ve bali

bizim paratonerimiz vardı, korunuyorduk

kaya barda doors dinliyor, fight clubtan konuşuyorduk sevişirken kıçımızı tanrı değil, blues kolluyordu, ataktık kırkına yakın yengeçler küfür ediyordu

biz evlere dağılırken fareler iğfal edildi, not : sokağın tüm çocukları öpülmüştür

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

RÜSUP

şimdi bana anlattınız soylu rüzgarı

düne kadar patiskalar giyerdik, dediniz

ve çok geç anladınız yolların seyrini

meme uçlarını ısırmış Afrikalı kadınların çizdiğini başa dönmek iyi huylu ovalar keşfetmek demek şimdi bana anlattınız yalan mıydı

şimdi bana eve dönemeyen suları anlattınız

çölün de yönü var sarp patikaların da, dediniz

ah şimdi içinde kaybolduğum hayret

suyun susuzluğunu gider ve masalının başına dön bir hayat nasıl daha iyi söğülür ki

şimdi bana anlattınız yalan mıydı

şimdi bana evleri sokakları anlattınız

duvarları bulursan su dökme, dediniz

ve çok geç anladınız reklam panolarına

yenilmiş şehrin duvarlarını ölü şairlerin koruduğunu uzağa kaçmak kötü huylu kadınlar sevmek demek şimdi bana anlattınız yalan mıydı

şimdi bana sürgün oğulları anlattınız

gece oldu masamın bir ucunda konuşalım, dediniz ah şimdi içinde boğulduğum öfke

göğün birinde konuş ve kır kalbimi

bir hayat nasıl daha iyi zehredilir ki

şimdi bana anlattınız yalan mıydı

şimdi bana anlattığınız yalandı 68

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı

TENHADA GÖLGESİNE SARILAN ÜRPERTİ YA DA AÇIK YÜZLÜ NAKLİ SULARIN

kazım koyuncu’ya ve ‘o çocuklara’

kapadım sanmıştım yüzü koyun düştüm deftere

yüzü açık denizlere bakan sırtı cevval dağlara

paralel çocukluğumuz uzanır sonu yok sulara

önce sokağa çıktım birbirinden ihtiyatlı sofraları dağıttım hüngür hüngür ağladım sonra yağmur benzersiz peşimden defterimi açık unutmuştum sadece onkoloji servisleri

iki ucu açık müzakerelere biçilmiş kaftandı, devlet ve çocuk için biliyorum huzursuzdu mahalleli günlerdir aç ve susuzdu bekliyorlardı, defterimin açık kaldığından habersizdik

kediler balkonuma kadar tırmandı o gün

güvercinler açık penceremden avluya girdi

örümcekler tavan köşelerinde ağlarını siyaha boyadı

bayraklarını yarıya indirdi, yazdı, halı ve döşeme

altlarında akrepler yaslıydı. toprağın ve denizin ucu bitimsiz kaldı. bizse kayalıklarda Rumca ve Lazca Türkçeye eyvallah diyebiliyorduk inan şüphelendim kendimden, tabloda sırıtan fırça gibiydik oyunlarımızı ve oyuncaklarımızı işte o sıra savurduk

artık bizde inanıyorduk taşların uğruna

artık bizde parçasıydık bu çığlığın, infial mümkündü

bir yerlerde bir çocuk öldü nerende de söyleyemem bilmem hangi organım kadar birdi bana ve diğerlerine nedense ne zaman bir çocuk ölse birden bire tutuşur

çay çiçekleri alevden ve isten bir dem kokusu sarar tarlalarda pancarlar buruşur kış uzun ve merhametsiz olur köz göğünün etimizi dağladığını kim kaç bekarol ret edebilir şimdi, ah çıplak omzum ah açık defterim

ne kapanmayı bildin ne munis biri oldun

ses dediğin çarpa çarpa suya ve dağa

söz dediğin yarıla yarıla adam olurmuş

ya ölüm dediğin, bilirim tüm çıkarı olan habisler gülüyordur osururcasına masa arkadaşlarını korkuturcasına kükrüyordur, neme lazım ad bırakmak zor zanaat

işin hası olmasa da bil cümle avareler kendilerini köprülerden koyveremeyecesine eliteler. işinde hası bu ya, diyorsan. açık defterim kapanmasın hiç;

şimdi bu açık defterden bu açık yüzden bu açık

denizden bir şey öğrendik:

bilyelerimizle savunabiliriz yel değirmenlerini

Ali Aydemir

Ölü Kayalar Mezarlığı